Bir mimar, muazzam bir saray inşa etmeden önce, o sarayın her detayını, her sütununu ve her odasını zihninde tasarlar. Saray henüz ortada yoktur (fiziksel olarak), ama mimarın zihninde "Sabit" bir hakikat olarak vardır. İşte tasavvufun en derin ve en sarsıcı konularından biri olan "Ayan-ı Sabite", bizim bu dünyada madde giymeden önceki halimiz, Allah'ın ilmindeki "Sabit Hakikatlerimiz" veya modern tabirle "Kaynak Kodlarımız"dır.
İbnü'l-Arabî Hazretleri'nin kozmoloji anlayışında, tesadüfe yer yoktur. Her şey, ilahi bir bilginin (İlm-i İlahi) yansımasıdır. Peki, bu bilgi bizi nasıl bağlıyor? Kaderimiz bir dayatma mı, yoksa özümüzün bir yansıması mı?
İlahi İlimdeki "Fotoğraf Negatifleri"
Muhyiddin İbnü'l-Arabî'ye göre; Allah hiçbir şeyi "sonradan" düşünmez (haşa). Her şey, ezelden beri O'nun ilmindedir. İşte henüz "Ol" (Kün) emrini alıp madde dünyasına çıkmamış, ancak Allah'ın ilminde var olan bu suretlere Ayan-ı Sabite (Sabit Özler) denir.
Bunu anlamak için şu analojiyi kullanabiliriz:
Kaderin Sırrı: "Ne İsen, O Olursun"
İnsanların en çok takıldığı "Kaderimi değiştirebilir miyim?" sorusu burada çözülür. İbnü'l-Arabî, bu konuda devrim niteliğinde bir cümle kurar: "İlim, maluma tabidir."
Yani Allah, seni "Zorla" iyi veya kötü yapmaz. Senin Ayan-ı Sabite'ndeki özünün (İstidadının/Yeteneklerinin) neye meyilli olduğunu bildiği için kaderini ona göre yaratır.
- Bir elma çekirdeğinin kaderi, elma ağacı olmaktır. Onu zorlasanız da armut ağacı olmaz.
- Çünkü onun Ayan-ı Sabite'si (Özü) elmadır.
Dolayısıyla başımıza gelenler, dışarıdan bir dayatma değil; aslında kendi özümüzün (Ayan-ı Sabitemizin) zaman içinde açılması ve dışa vurumudur. Biz, kendi hakikatimizi yaşıyoruz.
Esma-ül Hüsna ve Senin Kodun
Her insanın Ayan-ı Sabitesi, Allah'ın belirli İsimlerinin (Esma) terkibinden oluşur. Senin karakterin, aslında Allah'ın isimlerinin sende nasıl harmanlandığıyla ilgilidir.
Kendini tanımak (Marifet-i Nefs), aslında "Ben hangi İsmin tecellisiyim?" sorusunun cevabını bulmaktır. Ayan-ı Sabite'nizi keşfettiğinizde, hayattaki amacınızı ve yeteneklerinizi de keşfetmiş olursunuz.
Önceki Adım: İsimlerin Evrendeki Hükmü
Ayan-ı Sabite'nin madde dünyasına yansıması kozmolojik bir süreçtir. İsimlerin eşya üzerindeki hükmünü hatırlamak için serinin önceki yazısına göz atın.
👉 Esma-i Hüsna ve Kozmoloji YazısıVarlığın Kokusunu Almamış Olanlar
İbnü'l-Arabî, Ayan-ı Sabite için "Onlar varlığın kokusunu almamışlardır" der. Yani onlar teknik olarak "Yok"tur ama ilim olarak "Var"dır. Bizler, Allah'ın ilmindeki bu suretlerin üzerine yansıyan "Varlık Nuru" sayesinde "Ben" diyoruz.
Bu hakikati anlamak, insanı hem büyük bir tevazuya hem de muazzam bir güven hissine götürür. Çünkü sen, rastgele savrulan bir yaprak değil; ezelden beri bilinen ve sevilen bir "Manasın".
Kendi özünüzü bulmanız duasıyla.
(Editör: Sevda Ç.)
