Hayat, bitmek bilmeyen bir gelgit gibi görünür gözümüze. Gece ve gündüz. Ağlamak ve gülmek. Varlık ve yokluk. Zihnimiz sürekli bu ikilikler arasında savrulur durur. Birini arzular, diğerinden kaçarız. Ancak kainatın derinliklerine, o muazzam sessizliğe kulak verdiğimizde bambaşka bir hakikat fısıldanır: Zıtlık yok, ahenk vardır. İşte tasavvufun en derin sırlarından biri olan Cem-i Zıddeyn, yani zıtların birliği, tam olarak bu noktada başlar. İkilik perdesini aralayıp, her şeyin tek bir kaynaktan beslendiğini görme sanatıdır bu.
İnsan zihni, dünyayı anlamlandırmak için bölmeye ve sınıflandırmaya programlanmıştır. İyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin. Oysa ilahi düzende bu kavramlar birbirinin düşmanı değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. İkilikten birliğe manevi geçiş, işte bu savaş halini bitirip, varoluşun o muazzam dansına teslim olabilmektir. Karanlık olmadan aydınlığın kıymetini bilebilir miydik? Soğuğu tatmadan sıcağın kucağında huzur bulabilir miydik? Zıtlıklar, hakikatin kendini gösterme biçimidir.
Zıtlıklar Dünyasında İçsel Dengeyi Bulmak
Dünya sahnesinde her şey zıddıyla kaimdir. Bu, yaradılışın değişmez bir kanunudur. Ancak bizler, nefsimizin doğası gereği hep kolayı, hep aydınlığı, hep neşeyi talep ederiz. Zorluk kapımızı çaldığında isyan eder, daraldığımızda evrenin bize sırtını döndüğünü sanırız. Oysa içsel uyum, sadece güzellikleri değil, hayatın getirdiği o ağır yükleri de aynı olgunlukla karşılayabilmekten geçer.
Kainattaki varlık mertebeleri incelendiğinde, en alt basamaktan en üst basamağa kadar her şeyin birbirine muhtaç bir zıtlık içinde var olduğu görülür. Bir tohumun toprağın karanlığında çatlaması, o sancılı süreç, aslında güneşe uzanacak fidanın müjdecisidir. Tohum karanlıktan korkup kabuğunu kırmasaydı, o muhteşem çiçek asla açamazdı. Bizim hayatımızdaki krizler, kayıplar ve hüzünler de ruhumuzun çatlama anlarıdır. Bu anlarda manevi ahenk yakalamak, olan biteni yargılamadan, sadece ilahi bir tecelli olarak izleyebilmektir.
"Bu yazıda bahsedilen manevi teknikler tıbbi bir teşhis/tedavi yerine geçmez. Bedensel ve kronik psikolojik sorunlar için tıp uzmanlarına başvururken, ruhumuzun şifası için duaya sarılırız."
Celal ve Cemal: Zıt Gibi Görünen İlahi Ahenk
Esma-ül Hüsna, yani Allah'ın güzel isimleri, varlık aleminin yapı taşlarıdır. Bu isimler Celal ve Cemal olmak üzere iki ana tecelli üzerinden hayatımıza yansır. Cemal tecellileri; sevgi, merhamet, rızık ve genişliktir (El-Vedud, Er-Rahman, El-Bâsıt). Celal tecellileri ise; zorluk, daralma, kahır ve sınırlandırmadır (El-Kahhar, El-Kabıd, El-Mâni).
İşte Cem-i Zıddeyn sırrı, bu iki farklı tecellinin aslında aynı elden çıktığını idrak etmektir. Bir insan, El-Kabıd (daraltan) ismiyle bir imtihandan geçerken, aslında o daralmanın içinde El-Bâsıt (genişleten) isminin tohumlarının ekildiğini göremiyorsa, acı çeker. Usta bir bahçıvanın, gülü daha gür açsın diye budaması gibi, ilahi irade de bizi zaman zaman budar. O an canımız yanar. Dallarımız kesilmiş gibi hissederiz. Fakat o budamanın arkasındaki manevi onarımı fark eden kalp, huzura erer. Artık onun için lütuf da birdir, kahr da.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Dilinden Zıtlıkların Ahengi
Mesnevi'den Hakikat Damlaları
Hz. Mevlânâ, zıtların birliğini ve bu ikiliğin ardındaki tekliği şu muazzam ifadelerle anlatır:
- "Zıt, zıddını gösterir. Balın tatlılığı, sirkenin ekşiliği ile bilinir."
- "Allah, yokluğu varlığa ayna yapmıştır. Karanlık olmadan nur nasıl görünürdü?"
- "O'nun kahrında lütuf gizlidir. Akıllı adam, acının içindeki o tatlı özü bulandır."
Gölgemizle Yüzleşmek: İçimizdeki Savaşı Bitirmek
İkilik sadece dış dünyada değil, en çok da kendi içimizde yaşanır. Bir yanımız melekler kadar saf ve iyilik doluyken, diğer yanımız öfke, kıskançlık ve kibirle doludur. Çoğu zaman bu karanlık yanımızı bastırır, yok sayarız. Carl Jung'un psikolojide "gölge" olarak adlandırdığı, tasavvufta ise Nefs-i Emmare'nin oyunları olarak bilinen bu durum, içsel bir savaşın kaynağıdır.
Oysa içsel gölge ve nefs terbiyesi, bu karanlık yanla savaşmak değil, onu terbiye edip ışığa dönüştürmektir. Cem-i Zıddeyn, içimizdeki o karanlık köşeleri de şefkatle kucaklamayı gerektirir. Öfkemizi inkar etmek yerine, o öfkenin bizi hangi haksızlığa karşı korumaya çalıştığını anlamak... Korkumuzu bastırmak yerine, onun bize hangi tedbiri hatırlattığını dinlemek... Zıtlıkları birleştiren insan, artık kendisiyle kavga etmez. Tam bir tefekkür etkisi ile kendi bütünlüğünü kabul eder.
İkilikten Birliğe Geçiş İçin Manevi Bir Yakarı
Zihnimiz ikilikler arasında sıkıştığında, kalbimiz yorulduğunda Rabbimize sığınırız. Her şeyin O'ndan geldiğini, O'nun hükmüne razı olmanın en büyük özgürlük olduğunu hatırlatan o eşsiz dua şöyledir:
Rıza ve Teslimiyet Duası
Kalbi Ahenge Kavuşturan Dua
Arapça Okunuşu: "Allahümme inni es’elüke’r-rızâ ba’de’l-kadâ."
Türkçe Anlamı: "Allah'ım! Hükmün tecelli ettikten sonra (başbaşa kaldığım o durumda) Senden rıza (hoşnutluk ve teslimiyet) göstermeyi isterim."
- Bu dua, başımıza gelen iyi veya kötü (zıt) her şeyin ardından kalbimizin isyan etmemesi için okunur.
- Ruhsal destek sağlar ve kişiyi ikiliğin yorgunluğundan kurtarıp vahdetin (birliğin) huzuruna taşır.
Sık Sorulan Sorular
- Cem-i Zıddeyn hayatımıza nasıl yansır?
Hayatımızdaki sevinç ve hüzünlerin, kazanma ve kaybetmelerin aslında birbirini tamamlayan birer ilahi mesaj olduğunu fark etmemizle yansır. Kişi bu sayede aşırı tepkiler vermekten kurtulur, derin bir içsel uyum yakalar.
- İkilikten birliğe geçiş nasıl sağlanır?
Zihnin sürekli yargılayan, etiketleyen (bu iyi, bu kötü diyen) sesini susturup, tefekkürle olayların arkasındaki ilahi hikmeti aramaya başlamakla sağlanır. Nefs terbiyesi ve Esma-ül Hüsna zikirleri bu yolda en güçlü rehberlerdir.
- Tasavvufta zıtlık neden gereklidir?
Çünkü mutlak kemal (kusursuzluk) sadece Allah'a mahsustur. İnsan ve alem ise eksiktir. Eksikliğin bilinmesi için zıddına ihtiyaç vardır. Karanlık olmazsa aydınlığın idrak edilemeyeceği gibi, zorluk olmadan da ferahlığın kıymeti anlaşılamaz.
Kelimelerin sınırlarını aşıp, kalbin o engin denizine açıldığımızda görürüz ki, aslında hiçbir şey bize karşı değildir. Her şey bizim içindir, bizim olgunlaşmamız içindir. Varlığın o muazzam senfonisinde her notanın, en tiz olanın da en pes olanın da bir görevi vardır. Mesele, kulakları tıkamak değil, o ilahi besteyi duyabilmektir.
Sevgi ve dua ile kalın. Zıtlıkların fırtınasında savrulmadan, her şeyin arkasındaki o bir ve tek olan Ahenk'i görebilmeniz duasıyla... Allah'a emanet olun.
Editör: Sevda Ç.
