Hepimiz içimizde bir yaratıcı inancıyla, temiz ve berrak bir fıtratla doğarız. Ancak büyüdükçe bu bağ bazen farkında olmadan zedelenir. Zihnimizde cezalandırıcı, sürekli açık arayan veya sevgisini ancak kusursuz olursak hak edebileceğimiz bir yaratıcı portresi oluşabilir. Peki neden böyle hissederiz? İşte burada psikolojinin aktarım dediği, tasavvufun ise insanın kendi nefsani perdeleri olarak tanımladığı o derin kavram devreye giriyor. Kendi iç dünyamızdaki Allah tasavvuru, çoğu zaman doğduğumuz evin ve ebeveynlerimizin bir yansımasıdır. Bu bir tesadüf mü? Asla değil.
Eğer çocukluk yıllarımızda sürekli eleştiren, sevgisini şarta bağlayan veya öfkesi kestirilemeyen otorite figürleriyle büyüdüysek, bilinçdışımız bu özellikleri alıp doğrudan inanç sistemimize kopyalar. Yaratıcı ile kurduğumuz bağ, aslında o ilk yıllarda atılan temellerin üzerinde yükselir. Bu yüzden manevi onarım süreci, önce zihnimizdeki bu sahte portreleri yıkmakla başlar. İçsel düğümlerimizi çözmeden, kalbimizdeki o saf inanca ulaşmamız çok zordur.
Çocukluğun İzleri ve Zihinsel Engeller
İnsanın varlık sahnesine çıkışı, evrenin küçük bir kopyası (mikrokozmos) olarak tasarlanmıştır. Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin de vurguladığı gibi, dışarıda gördüğümüz her şeyin içimizde bir karşılığı vardır. Dünyaya gözlerimizi açtığımızda, karşımızda gördüğümüz ilk "mutlak güç" anne ve babamızdır. Onların bize yaklaşım biçimi, zihnimizde evrenin ve yaratıcının nasıl bir yer olduğuna dair ilk şablonu oluşturur. 0-7 yaş dönemindeki manevi mirasımız, hayatımızın geri kalanında inançlarımızı şekillendiren en güçlü zemindir.
Örneğin, hata yaptığında ağır şekilde cezalandırılan bir çocuk düşünelim. Bu çocuk büyüdüğünde, namaz kılarken veya dua ederken içsel bir huzur bulmak yerine yoğun bir kaygı hissedebilir. Çünkü onun bilinçdışındaki yaratıcı, şefkatli bir rehber değil, elinde sopayla bekleyen bir gözetmendir. Bu durum, ilahi olanla aramızdaki en büyük duygusal bariyerdir. Zihnimiz bize oyun oynar. Geçmişin izlerini bugünün inancına taşırız.
İçsel Otorite Olarak Ebeveyn Arketipleri
Modern psikolojide Carl Gustav Jung, insanın gölge yanlarını ve bilinçdışı arketiplerini incelerken, tasavvuf da yüzyıllar öncesinden insanın nefs mertebelerini ve içsel putlarını anlatmıştır. İnsanın zihnindeki baba figürü ve içsel otorite, genellikle kuralları, sınırları ve adaleti temsil eder. Eğer bu otorite zalimce kullanılmışsa, kişi Allah'ın sadece El-Kahhar (kahreden) veya El-Müntekim (intikam alan) isimlerine odaklanıp, O'nun sonsuz rahmetini gözden kaçırabilir.
Diğer yandan anne arketipi ve temel güven duygusu, varoluşsal kabulümüzle ilgilidir. Şefkatten yoksun bir anneyle büyüyen biri, evrenin soğuk ve sevgisiz bir yer olduğuna inanır. Dualarının duyulmayacağını, istediklerinin verilmeyeceğini düşünür. Oysa ilahi düzen böyle işlemez. Yaradan, bizi ebeveynlerimizin kısıtlı sevgisiyle değil, kendi sonsuz merhametiyle sarıp sarmalar.
Marifetullah Yolunda Yanılsamaları Aşmak
İmam Gazzâlî, insanın yaratıcısını tanıması (Marifetullah) sürecinde, en büyük engelin kişinin kendi nefsani kuruntuları olduğunu söyler. Zihnimizdeki o "cezalandırıcı Tanrı" imajı, aslında yıkmamız gereken bir içsel puttur. Gerçek inanç, korkudan beslenmez. Gerçek inanç, derin bir sevgi ve aidiyet hissinden doğar. Bizler, gökyüzündeki öfkeli bir figüre değil, şah damarımızdan daha yakın olan, fısıltılarımızı bile duyan bir dosta yöneliyoruz.
Bu yanılsamadan kurtulmanın yolu, ilahi isimlerin (Esmaül Hüsna) o derin frekanslarına, yani içsel yankılarına kulak vermektir. Arapça harflerin ve seslerin, İlmü'l-Huruf (Harfler İlmi) geleneğinde sadece birer sembol değil, varlık düzenine etki eden birer anlam katmanı olduğu bilinir. Mesela, koşulsuz sevgi ve El-Vedud ismini zikrettiğimizde, sadece bir kelimeyi tekrar etmeyiz. O ismin barındırdığı şefkat, sesin çağrışımıyla iç dünyamızdaki o katılaşmış, korku dolu alanlara temas eder. Buzlar erir. Ruh nefes alır.
Ahlaklanma ve Davranışa Dönüşen Dua
Tasavvufta "Tahalluk bi ahlakillah" yani Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak diye muazzam bir prensip vardır. Eğer zihnimizdeki aktarımı kırmak ve yaratıcı ile sağlıklı bir bağ kurmak istiyorsak, sadece dua etmek yetmez; o duanın eyleme dönüşmesi gerekir. Kendimize karşı ne kadar merhametliyiz? Kendi hatalarımızı ne kadar affedebiliyoruz? Biz kendimize acımasız davrandıkça, yaratıcının da bize acımasız davranacağını kurgularız. Oysa içsel toparlanma, insanın önce kendine şefkat göstermesiyle başlar.
Geçmiş deneyimlerin izleri bizi yorabilir. Ancak bu izler bizim kaderimiz değildir. Farkındalık hali, zihinsel odak ve tefekkür ile o eski düğümleri yavaş yavaş çözebiliriz. Yaratıcı, bizi yargılamak için pusuda bekleyen bir güç değil, düştüğümüzde elimizden tutmak için bekleyen eşsiz bir sığınaktır.
Bu yazıda bahsedilen manevi teknikler tıbbi bir teşhis/tedavi yerine geçmez. Bedensel ve kronik psikolojik sorunlar için tıp uzmanlarına başvururken, ruhumuzun şifası için duaya sarılırız.
İçsel Düğümleri Çözme ve Doğru İnanç İnşası Duası
Kalbin Katılıklarını Yumuşatan Manevi Rehber
Arapça Okunuşu: Allahümme inni es'elüke bi ismikel Vedûd, en tütahhire kalbi min külli dıykın ve vehem. Ve en temle'e ruhi bi muhabbetike ve rahmetik.
Türkçe Anlamı: Allah'ım, El-Vedûd isminin hürmetine senden istiyorum; kalbimi her türlü daralmadan, vehimden ve geçmişin bıraktığı yanlış tasavvurlardan arındır. Ruhumu senin koşulsuz sevgin ve merhametinle doldur.
- Bu dua, zihnimizdeki sert ve cezalandırıcı yaratıcı algısını kırmak için niyet edilerek okunabilir.
- Özellikle sabah saatlerinde, kalbin en dingin olduğu anlarda 7 kez tekrar edilmesi içsel bir ahenk ve manevi destek sağlar.
- Duayı okurken, içinizdeki o korkmuş ve sevilmeyi bekleyen çocuğa şefkatle sarıldığınızı hayal edebilirsiniz.
Sık Sorulan Sorular
-
İlerleyen yaşlarda Allah tasavvurunu değiştirmek mümkün mü?
Kesinlikle mümkündür. İnsan beyni ve ruhu, farkındalıkla yeniden şekillenebilen bir yapıya sahiptir. Geçmişte ebeveynlerinizden aldığınız o sert aktarımları fark ettiğiniz an, değişim başlar. Bol bol El-Vedud, Er-Rahman ve El-Latif isimlerini tefekkür etmek, bu manevi onarım sürecine büyük destekleyici bir pratik olabilir.
-
İbadet ederken sevgi yerine sürekli korku hissetmemin sebebi nedir?
Bu durum genellikle çocukluk döneminde otorite figürleriyle kurulan ilişkideki "şartlı sevgi" modelinden kaynaklanır. Eğer sadece uslu durduğunuzda sevildiyseniz, yaratıcının da sizi sadece kusursuz ibadet ettiğinizde seveceğine inanırsınız. Bu duygusal düğümü çözmek için, Allah'ın rahmetinin gazabını aştığını sık sık kendinize hatırlatmanız gerekir.
-
İçsel boşluk ve değersizlik hissi bu aktarımla bağlantılı mıdır?
Evet, çok yakından bağlantılıdır. Kendi varlığını değerli görmeyen biri, yaratıcının da ona değer vermediği yanılgısına düşebilir. Bu zihinsel engeli aşmak için insanın kendi özündeki (fıtratındaki) ilahi nefesi fark etmesi ve kendini koşulsuz sevmeyi öğrenmesi manevi bir gerekliliktir.
Sevgi ve dua ile kalın. Geçmişin gölgelerinden sıyrılıp, kalbinizdeki o sonsuz ve koşulsuz ilahi sevgiyle kucaklaşmanız dileğiyle... Allah'a emanet olun.
Editör: Sevda Ç.
