İnsanın hayat karşısındaki duruşunu belirleyen en kritik eşiklerden biri, kurban psikolojisinden tevekküle mağduriyet bir seçim mi sorusuyla yüzleşmektir. Sigmund Freud’un "oral dönem" olarak adlandırılan bebeklik evresinde, dış dünyaya tamamen bağımlı olan birey, ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda derin bir pasiflik ve mağduriyet hissi geliştirebilir. Carl Jung ise bu durumu, kolektif bilinçdışındaki "Kurban" arketipiyle açıklar. Kişi, erken çocukluk döneminde yaşadığı çaresizlik deneyimlerini yetişkinliğinde bir yaşam biçimine dönüştürdüğünde, gerçek tevekkülün aktif ve dinamik yapısından uzaklaşarak sahte bir mağduriyet zırhına bürünür.
Freudyen Bakış: Oral Saplanma ve Bağımlı Mağduriyet
Freud'a göre, yaşamın ilk yıllarındaki "birincil narsisizm" ve dışa bağımlılık evresinde (bebeklik dönemi), ihtiyaçları zamanında veya yeterince karşılanmayan çocuk, dünyayı "zalim", kendisini ise "çaresiz kurban" olarak kodlayabilir. Erken çocukluk yıllarında gelişen bu "mağduriyet yatırımı", yetişkinlikte kişinin sorumluluk almaktan kaçmasına ve sürekli bir "kurtarıcı" beklemesine neden olur. Bu psikolojik şema, bireyin kendi iradesini (cüz-i irade) yok saymasına ve yaşadığı her olumsuzluğu dış etkenlere bağlayarak pasif bir kadere mahkum olmasına yol açar.
Psikanalitik Tespit
"Birey, çocukluktaki çaresizlik pozisyonuna geri dönerek (gerileme/regresyon), yetişkinlik hayatının sorumluluklarından kaçmak için mağduriyeti bir kazanç kapısı olarak kullanabilir." (Sigmund Freud, Giriş Konferansları)
Jung’un Kurban Arketipi ve Tevekkülün Gölgesi
Jung, kurban arketipinin bireyi "eylemsizliğe" iten gölge yanına dikkat çeker. Kurban rolünü benimseyen kişi, aslında gizli bir "zorbalık" yapar; çevresindekileri suçluluk duygusuyla yönetmeye çalışır. Tasavvuftaki tevekkül kavramı ise bu pasif bekleyişin tam zıttıdır. Tevekkül, "deveyi bağlayıp sonra Allah'a ısmarlamaktır"; yani elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra sonucu rıza ile karşılamaktır. Kurban psikolojisindeki birey ise "deveyi hiç bağlamayıp" sürekli devesinin kaybolmasından şikayet eden kişidir.
Jungiyen Bir Uyarı
"Kurban arketipi, bireyin kendi gücünü ve otoritesini dış dünyaya yansıtmasıdır. Kişi kendi içsel gücüyle temas kurmadığı sürece, hayat onu hep bir mağduriyet sahnesine davet edecektir." (C.G. Jung, Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı)
Mağduriyetten Özgürleşmek: "Lâ Galibe İllâllah" Bilinci
Kur'an-ı Kerim, insanı "emaneti yüklenen" ve "sorumluluk sahibi" bir varlık olarak tanımlar. "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" (Necm Suresi, 39) ayeti, kurban psikolojisinin o uyuşturucu etkisini dağıtan ilahi bir tokattır. Bebeklik ve erken çocukluk kayıtlarından gelen "elinden bir şey gelmez" fısıltısını susturmanın yolu, Allah'ın mutlak galip olduğunu idrak ederek ayağa kalkmaktır. Gerçek tevekkül, mağduriyeti bir kimlik olmaktan çıkarıp, zorlukları birer tekamül basamağı olarak görmektir.
İlahi Hakikat
"Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir." (Şûrâ Suresi, 30). Bu ayet, kurban psikolojisinin "suçlu hep başkası" savunmasını yıkarak, kişiyi kendi hayatının öznesi olmaya davet eder.
Hayatınızdaki mağduriyet rollerini terk edip, gayretin ve rızanın birleştiği o asil tevekkül makamına ulaşmanız dileğiyle. Unutmayın; siz kurban değilsiniz, ilahi bir iradenin yeryüzündeki onurlu bir yansımasısınız.
Sevgi ve dua ile kalın. Allah'a emanet olun.
(Editör: Sevda Ç.)