İnsanın kişilik inşasında 0-7 yaş tohumları bilinç dışındaki ebeveyn sesleri ve nefs mertebeleri arasındaki bağ, hayatın geri kalanını şekillendiren en kritik unsurdur. Freud’un psikanalitik kuramına göre, bir çocuğun bu erken dönemde yaşadığı deneyimler, kişiliğin çekirdeğini oluşturan bilinçdışı kayıtları meydana getirir. Tasavvuf perspektifinden bakıldığında ise bu kayıtlar, nefs mertebelerindeki yolculuğumuzda karşımıza çıkan ya bizi aşağı çeken prangalar ya da bizi olgunluğa taşıyan aynalar hükmündedir. Kişinin kendi iç sesini, aslında çocuklukta içselleştirdiği anne ve baba figürlerinden ayırt edebilmesi, ruhsal özgürlüğün ilk adımıdır.
Bilinçdışındaki Görünmez Otorite: Süperego ve Nefs-i Emmare
Sigmund Freud, kişiliğin etik ve ahlaki yönünü temsil eden yapıya "Süperego" adını verir. Süperego, çocuklukta anne ve babadan alınan emirler, yasaklar ve eleştirilerle inşa edilir. Eğer bu dönemde çocuk sürekli yargılanmışsa, yetişkinlikte içindeki bu ses onu her fırsatta suçlayan bir "zorba" haline gelir. Bu durum, tasavvuftaki Nefs-i Emmare aşamasıyla büyük bir benzerlik gösterir. Emmare nefs, kişiyi sürekli karanlığa çekerken, içselleştirilmiş ebeveyn sesleri de kişiyi yetersizlik ve değersizlik duygusuna hapseder.
Freud’un Bakış Açısı
"Süperego, çocuğun ebeveynine duyduğu hayranlığın ve onlardan korkusunun bir mirasıdır. Birey, ebeveynlerinin standartlarını kendi içine alarak onlara itaat etmeye devam eder." (Sigmund Freud, Ego ve Id)
Çocukluk Kodlarından Kurtulmak ve Nefs-i Levvame
İnsan, hayatındaki kısır döngüleri fark etmeye başladığında Nefs-i Levvame (kendini kınayan, sorgulayan nefs) mertebesine adım atar. Bu aşamada kişi, yaşadığı tıkanıklıkların tesadüf olmadığını, 0-7 yaş döneminde ebeveynlerinden miras kalan "Ben başarısızım" veya "Ben sevilmeye layık değilim" gibi kök inançların bir yansıması olduğunu görmeye başlar. Psikanaliz bu süreci "farkındalık yoluyla şifalanma" olarak tanımlarken, tasavvuf bunu "nefs tezkiyesi" (temizliği) olarak adlandırır.
Tasavvufun Hakikati
"Kendini bilen, Rabbini bilir." (Hadis-i Şerif / Tasavvufi düstur). Kişi, kendi bilinçdışı karanlıklarını ve çocukluk yaralarını tanımadan, özündeki ilahi nuru hakkıyla idrak edemez.
Anne-Baba Sesinden Yaratıcı'nın Kelamına Hicret
Gerçek bir ruhsal dönüşüm için kişinin, zihnindeki o "eleştirel ebeveyn" sesini susturup, Yaratıcı'nın kuluna olan rahmet ve sevgi dolu hitabını duymaya başlaması gerekir. Jung’un arketipler teorisinde bahsettiği "Gölge" yanlarımız, aslında çocuklukta reddettiğimiz veya bastırdığımız parçalarımızdır. Bu parçalarla yüzleşmek ve onları Allah’ın El-Halîm (yumuşaklık ve hilm sahibi) ve El-Latîf (lütufkâr) isimleriyle şifalandırmak, kişiyi kölelikten kulluğa taşır.
Jung’un Şifa Önerisi
"Görünmez olanı görünür kılmadığınız sürece, o sizin hayatınızı yönetir ve siz ona kader dersiniz." (Carl Gustav Jung)
Nefs-i Mutmainne: Safiyete Dönüş
Yazının sonunda anlamamız gereken en temel gerçek şudur: 0-7 yaş aralığında size ne söylenmiş olursa olsun, fıtratınız tertemiz ve kusursuzdur. Bilinçdışında ki o eski plakları susturmak, nefs-i mutmainne (huzura ermiş nefs) mertebesine giden yolu açar. Bu, çocukluktaki yaralı çocuğun elinden tutup, onu ilahi sevginin şifasıyla yeniden ayağa kaldırma sürecidir.
Kendi iç dünyanıza yapacağınız bu yolculukta, geçmişin gölgelerinden sıyrılıp hakikatin nuruna ulaşmanız dileğiyle.
Sevgi ve dua ile kalın. Allah'a emanet olun.
(Editör: Sevda Ç.)